reklam
reklam
DOLAR31,1203% 0.25
EURO33,8373% 0.6
STERLIN39,5664% 0.49
FRANG35,4037% 0.47
ALTIN2.035,44% 0,14
BITCOIN1.608.506-1.173

Ahir zamandaki Sağlam Müslümanlar…

Yayınlanma Tarihi : Google News
Ahir zamandaki Sağlam Müslümanlar…

Güneşin gurubunun yaklaştığı, İkindi vakti gelen bir Peygamberin (a.s.m.) akşam saatlerinde imtihana tabi tutulan ümmeti olarak bu felaket ve helaket asrında farklı imtihanlardan geçiyoruz.

Bu asır tarif edilirken “şimdiki tarz-ı hayat-ı içtimaiyede yüz günah insana karşı geliyor” (Kastamonu Lahikası 103) deniliyor.

Bir yandan dakikada yüz günah ile karşı karşıya kalan ve günahları, israfları, sefahati adet haline getiren ve İslam’ın sancaktarı olduğunu iddia eden Müslümanlar, diğer yandan İslam alemi olarak ciddi bir şekilde sahip çıkmadığımız, dünyevi menfaatlerimizin zedelenmesinden korktuğumuz için “ne halleri varsa görsünler” modunda terk ettiğimiz “Hasbunallahu ve ni’mel vakil” in  tezahürünü hakkalyakin müşahade ettiğimiz Gazze’deki onurlu Müslümanlar.

Bir yandan dünyevi çıkarları uğruna gayri Müslimlere savaş yardımı yapan, zalimler Müslümanlarla savaşırken bile yardımlarını esirgemeyen Müslümanlar, diğer yandan canını Allah yolunda vermekten zerre kadar tereddüt etmeyen “Biz ondan geldik ve yine ona döneceğiz” ayetinin tezahürünü gözünü kırpmadan hayatına aksettiren Müslümanlar…

İmtihan bu son demlerde bizlere bunu da sundu… Bakalım yevmil mahşerde neler olacak?

Bu halleri temaşa ederken aklıma Hz Ömer (r.a.) döneminde Ebu Zer Gıfari (r.a.) ile yaşandığı rivayet edilen bir hadise geldi. Malumunuz Ebu Zer (r.a.) asrı saadet devrinde bir “Mer Adam”…

Kıymetli kardeşlerim hikayenin sonunda Ebu Zer, babayı katleden adam ve öldürülen babanın çocuklarının sözlerini hayatınızın bir yerlerinde kullanılmak üzere lütfen not ediniz:

Bir gün Hz. Ömer, etrafını çepeçevre saran bir grupla sohbet hâlindeyken, iki yağız delikanlının bir kişiyi kollarından tutup kendilerine getirdiğini gördü.

“Nedir bu hâl, bu adamı neden böyle yaka paça getirdiniz?” diye sordu.

“Ya Ömer! Bu adam bizim babamızı öldürdü. Biz de adaletin tecellisi için tutup size getirdik. Ne yapmak lazım geliyorsa onun yapılmasını sizden istiyoruz.” cevabı verdi gençlerden biri…

Katil zanlısı mahkemede bizzat Hazreti Ömer tarafından yargılandı. Hazreti Ömer adama, “Gençlerin dediklerini duydun. Söylenenler doğru mu? Eğer doğruysa senin söyleyeceklerin nelerdir?” diye sordu.

O genç bu söylenenlere itiraz etmedi.

Söylediklerinin doğru olduğunu ancak kendisinin de söyleyecek birkaç sözü olduğunu belirterek izin aldıktan sonra konuşmaya başladı:

“Ben bir köylüyüm. Buraya Efendimiz aleyhissalatü vesselam’ın kabri şerifini ziyaret etmeye geldim. Medine civarına geldiğimde abdest almak ve dinlenmek için müsait bulduğum bir hurmalık yakınında durdum. Abdest alırken baktım ki atım hurma dallarına uzanmış; yemeye çalışırken ağacın dallarını kırıyor ve zarara sebebiyet veriyor. Buna mâni olmak için derhal atımın olduğu tarafa koştum. İşte o anda karşıdan yaşlı bir adam bana karşı bağırarak geldi, iyice yaklaştıktan sonra hiçbir şey demeden ve sormadan, bir şey söylememe fırsat bulamadan, elindeki büyükçe taşı atıma hızla vurdu ve at düşüp öldü…

Atımı çok severdim, ondan başka da bineğim yoktu ve o yaşlı adam atımı bir hiç uğruna öldürmüştü. Dayanamadım, ben de onun ata vurduğu taşı alıp kendisine fırlattım. Adamcağızın eceli gelmiş olacak ki o da öldü. Tabii ki bu duruma çok üzüldüm. Azıcık bir öfke sebebiyle bir adamın ölümüne sebep olmuştum. Hemen bu yaşlı adamın kim olduğunu araştırdım, ailesini buldum çocuklarına durumu uygun bir dille anlattım… Ben şayet o anda kaçmak isteseydim, kolayca kaçardım; ama ben Allah’a ve ahiret gününe inanmış bir kimseyim. Cezam ne ise onu dünyada çekmeye razıyım, ilâhi adalet ne ise tatbik edilsin ve hak yerini bulsun…”

Adamın anlattıkları mahkeme salonundaki herkesi etkilemişti, ancak adaletin tecelli etmesi için hüküm ne ise tatbik edilecekti.

Babaları ölen gençler diyet almaya razı olmuyorlar ve kısas yapılmasını istiyorlardı; karar verildi. Kısas yapılacak ve adam idam edilecekti. Hiç itiraz etmedi. Telaşlanmadı, paniklemedi, gayet soğukkanlı bir şekilde hükme rıza gösterdi.

“Yalnız bir ricam var.” dedi ve ekledi:

“Benim bakımıyla ilgilendiğim bir yetim var. Onun bana teslim edilmiş olan altınlarını bahçemde bir yere gömdüm. Bu altınlar o yetimin geleceği… Onların yerini de benden başka kimse bilmiyor. Eğer bana üç gün müsaade ederseniz, gider onların yerini o yetime bildiririm. Böylece hem o yetim yavrunun gelecek açısından maddi problemi hallolmuş olur, hem de ben emanetin vebalinden kurtulmuş olurum.”

Hazreti Ömer, “Şu anda sana nasıl müsaade edebiliriz ki? Zira sen bir suçlusun, cezan infaz edilecek. Kaçmayacağına nasıl inanacağız?” diye sordu.

Adam kaçmayacağına, geri döneceğine dair yeminler etti, ama fayda etmedi.

Hazreti Ömer, “Ancak yerine bir kefil bulabilirsen serbest kalabilirsin.” diye yeni bir çözüm yolu önerdi.

Adam o civarın yabancısıydı. Bu civarda kimseyi tanımıyordu ki kefil bıraksın. Genç son çare olarak oradaki insanlara dönüp baktı. Acaba kendisine kefil olan çıkar mıydı? O sırada gözüne Ebu Zerr Hazretleri takıldı:

Parmağıyla işaret ederek, “Bu zat bana kefil olur.” dedi. Hazreti Ömer şaşkınlık içinde Ebu Zerr’e dönerek, “Ya Eba Zerr! Ne diyorsun kefilliği kabul ediyor musun?” diye sordu.

Ebu Zerr hiç tereddüt etmeden, “Bu adamın üç güne kadar döneceğine inanıyor ve kefil oluyorum.” dedi.

Adamı serbest bıraktılar…

Koca bir ülke üç gün boyunca adamın geri dönüp dönmeyeceğini konuşmaya başladı. Birinci gün gelen giden olmadı. “Acaba sözünü tutacak mı?” diye sorular sorulmaya başlandı.

İkinci gün de gelmedi adam.

Üçüncü günün öğlen vakitlerinde “Bu adam gelmeyecek” yorumları yapılmaya başlandı.

Ölen adamın çocukları “Ya Eba Zerr! Kefil olduğun adam hâlâ ortalarda görünmüyor. Kim olduğunu bilmediğin bir kimseye niçin kefil oldun? Adam bir kere ölümden kurtuldu, bir daha geri gelir mi?” diyerek sitem ediyorlardı.

Hazreti Ömer, “Ya Eba Zerr! Kefil olan o genç eğer vermiş olduğumuz sürede gelmezse, zamanı gelince emr-i ilahiyi tatbik eder ve kısas hükmünü geciktirmeden uygularım!” diye haber yolladı.

Bu tartışmalar arasında akşamı ettiler…

Herkesi bir üzüntü kaplamıştı; zira o genç gerçekten de gelmeyecek olursa, kefil olduğu için kısas Ebu Zerr’e yapılacaktı. Bu olayı duymayan kalmamıştı. Medine çalkalanıyor, herkes adamın geleceği yolu gözlüyordu.

İşte bu esnada Medine’nin girişinden bir adamın tozu dumana katarak geldiği görüldü. Kan ter içinde gelen bu adam, idam edilecek adamdan başkası değildi.

Hazreti Ömer, “İdam edileceğini bile bile neden koşarak geri döndün?” diye sordu.

Adam bir saniye tereddüt etmeden cevap verdi:

“Elbette gelecektim! Benim için bir adam idam edilmeyi göze aldı. Ben, ‘Müslümanlar arasında ahde vefa kalmadı.’ sözünü kimseye söyletmem.” dedi.

Hazreti Ömer, Ebu Zerr’e döndü:

“Tanımadığın bir adama neden kefil oldun? Bu kefaret senin kelleni götürebilirdi.” diye sordu.

“Elbette kefil olacaktım. Ben, ‘Müslümanlar arasında söze itimat kalmamış. Bu dünyada fazilet ve güven kalmamış.’ dedirtemezdim.” cevabı verdi Ebu Zerr…

Gözler ölen adamın çocuklarına döndü.

Daha kimse bir şey demeden, “Ya Ömer, biz babamızın katilini affettik.” dediler.

“Neden?” diye sordu Hazreti Ömer!

“Olayın bir kaza olduğu belli. Adamın pişman olduğu da görülüyor. Biz, ‘Müslümanlar arasında merhamet ve insaf kalmamış.’ dedirtemeyiz.” dediler.

Kıymetli okurlar;

‘Müslümanlar arasında ahde vefa kalmadı.’

 ‘Müslümanlar arasında söze itimat kalmamış. Bu dünyada fazilet ve güven kalmamış.’ 

‘Müslümanlar arasında merhamet ve insaf kalmamış.’

Sözlerini lütfen Müslümanların arasında kaybolmuş olan bu hasletleri tekrar hatırlamak, hatırlatmak ve hayatınızda düstur haline getirmek için not edin.

Şimdi bu hikayeyi niçin anlattım, konumuzla (Gazze ve Filistin olayları) alakası ne? İsterseniz onunla ilgili düşüncelerimi de paylaşıp, yazımı nihayete erdireyim.

Ben Gazze’deki Müslümanları izleyip asrımızdaki diğer Müslümanlarla kıyasladığımda farklı ve imanın her zerresini bütün duygularında hisseden ve yaşayan bir Müslüman topluluğu görüyorum.

Sübhanallah nasıl bir iman bu…

Şehit haberleri karşısında “İnan Lillahi ve İnna İleyhi Raciun” Onlar ki başlarına bir musibet geldiğinde: “Şüphesiz ki biz Allah’a aitiz/Allah’tan geldik ve hiç şüphesiz yine O’na döneceğiz.” derler. (2/Bakara, 156)

Ayetini hiç tereddüt etmeden okuyan.

Başlarına gelen her türlü musibetlere karşı ve bed muamelelere karşı;

Sadık ve sağlam mü’minler Öyle kimselerdir ki; bir kısım korkak ve münafık insanlar onlara gelip, “Gerçekten kuvvetli ve tehlikeli düşman olan insanlar size karşı toplanıp bir şer ittifakı kurdular. Aman ha, onlardan korkun ve kendileriyle uyuşun. Çünkü bunlarla başa çıkmanız ve başarılı olmanız imkânsızdır.” dediklerinde, bu tehdit ve teklifler o mü’min ve mücahitlerin imanlarını artırıp moral ve maneviyatlarına güç katmıştır; çünkü onlar:  “Allah bize yeter. Ve O ne güzel ve en mükemmel Vekîl’dir.  Biz O’nun emrinde, O da bizimle beraber olduktan sonra, O’nun izni ve iradesi dışında hiçbir güç bize zarar veremeyecektir” diyerek dik duran sadıklardır. (Ali İmran 173)

Ayetini azami bir iman ve hakkalyakin derecesinde okuyabilen bir kavim.

Bu zamanda yeryüzünde muhtemelen böyle bir kavim göremezsiniz.

“Ahirzaman sahabeleri” tabirine belki de şu anda en elyak tek topluluk onlardır.

Asrı saadet döneminde olsalar belki de Peygamberimiz (a.s.m.) Mekke’deki putları devirme görevini onlara verirdi.

“Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, kurtuluşa eren fırka (Fırka-ı Naciye) dışında kalan yetmiş iki fırka cehenneme gidecektir.” Bu Hadis-i Şerifi bir kısım Müslümanlar gibi farklı yorumlayıp “Fırka-ı Naciye” aramaya kalkışsak şüphesiz “Fırka-ı Naciye” olarak düşünebileceğimiz tek fırka Gazze’lilerdir.

Böyle bir kavim. Her yönüyle Müslümanlara ve müminlere numune-i imtisal bir kavim.

Gazze’deki Müslümanları izleyince benim aklıma Hz Ömer dönemindeki Ebu Zer hadisesi ve akabinde şu cümle geliyor.

Herhalde diyorum Gazze’li Müslümanlar “Yeryüzünde gerçek Müslüman kalmadı, demesinler” diye bu sağlam iman ve fedakarlıkla mücahede ediyorlar. Yoksa bu asırda bu fedakarlığın, bu cihadın, bu teslimiyetin başka bir tarifi olamaz, diye düşünüyorum.

Cenab-ı Hak onlardaki sağlam imandan bizlere ve bütün Alem-i İslam’a nasip etsin.

Selametle kalın.

YORUM YAP