Peygamber Sevdalıları tarafından her yıl "Kasım Ayı Sahabe Ayı" mottosuyla gerçekleştirilen programlar kapsamında Van’da da "Yolumuzu Aydınlatan Yıldızlar" programı düzenlendi.
Merkez İmam Hatip Lisesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen program Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başladı.
Sinevizyon gösterimlerinin ardından Mus'ab bin Umeyr’in hayatını konu alan tiyatro oyunu sergilendi.
Yoğun katılımla gerçekleşen programda konuşan Vaiz Şeyhmus Koç, Mus’ab Bin Umeyr’in İslam için verdiği mücadele, vazgeçtiği dünyevi nimetler ve karşılaştığı zorluklardan bazı kesitler aktardı.
Kur'an-ı Kerim'in birçok ayetinde Müslümanların örnek alması için önceki nesillerden bahsettiğini söyleyen Koç “Bizden önceki şahsiyetlerin, örnekliklerin işlenmesi, anlatılması Kur'an'i bir metottur. Allah Azze ve Celle Kur'an-ı Kerim'in birçok ayetinde bizlere önceki nesillerden, önceki şahsiyetlerden, rol model olacak insanlardan bahsediyor. Ki bunlar başta peygamberler, şehitler, sıddıklar, salihlerdir. Bunlar sadece böyle bir hikâye olsun diye anlatılmıyor. Biz örnek alalım, hayatımıza tatbik edelim diye Allah Azze ve Celle onları bizlere anlatıyor. Kur'an-ı Kerim'de dikkat ettiğimiz zaman, baktığımız zaman şunu görürüz ki her bir kişiye, her bir ferde, her bir topluma hitap edecek bir örneklik vardır. Erkeğiyle, kadınıyla, genciyle, yaşlısıyla, zenginiyle, fakiriyle kim kendisine İslam davası için bir örneklik, bir rol model almak istiyorsa Kur'an-ı Kerim'de kendisini anlatan, kendisini tasvir eden bir örneği görür ve rastlar.” ifadelerini kullandı.
“Allah, tevhid davasının ilk yıllarında gençlerden daha çok bahsediyor”
Gençlerin İslam tarihinde önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan Koç, Kur’an-ı Kerim’de pek çok örneklik şahsiyetin genç yaşlarda davalarını omuzladığını belirterek şunları söyledi:
“Kur'an-ı Kerim'de anlatılan şahsiyetlerin çoğunluğuna baktığımızda görüyoruz ki Allah Azze ve Celle özellikle tevhid davasının ilk yıllarında gençlerden daha çok bahsediyor. Onlara daha fazla vurgu yapıyor. Mesela Hazreti Musa'yı Allah Azze ve Celle anlatırken bizlere şöyle buyuruyor; Hazreti Musa peygamberlik davasıyla İslam davasına, tevhid davasına başladığı zaman Firavun'un ve onun adamlarının kendilerine işkence etmesi korkusundan dolayı kavminden ilk başta sadece bir avuç genç iman etti diyor. Ve Allah Azze ve Celle yine Kehf suresinde Ashab-ı Kehf'i bizlere anlatırken “Onlar Rablerine iman eden bir grup genç idi ve biz onların hidayetini arttırdık” diyor. Hazreti İsa'yı anlatırken, Hazreti Yahya'yı, o genç yaşıyla Calut'un karşısına geçip taşla o Calut'u deviren Hazreti Davut'u anlatırken, Hazreti Süleyman'ı anlatırken ortak noktaları gençlerdir. Ve siyere geldiğimizde Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın o peygamberliğin ilk yıllarında, Mekke'nin o ağır işkence yıllarında yine bakıyoruz ki aynen Kur'an'da, Sünnetullah'da olduğu gibi ilk başta Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın etrafında gençler toparlanıyor ve gençler ilk önce ona iman ediyorlar.”
“Mus’ab, hiç tereddüt göstermeden İslam’ı tercih ettiğini söylüyor”
Mus’ab Bin Umeyr’in İslam’dan önce Mekke’nin en zengin ailelerinden birine mensup olduğuna dikkat çeken Koç “Mus’ab bin Umeyr de bu gençlerden bir tanesi. Mus’ab bin Umeyr’in nelerden vazgeçtiğini, ne tür fedakârlıklardan bulunduğunu anlamamız için İslam'dan önceki yaşantısına bir göz atmamız gerekiyor. Mus’ab bin Umeyr, Mekke'nin en zengin ailelerinden birine mensuptur. İnsanların böyle giyecek elbise bulamadığı o dönemde rivayetlere göre giydiği elbiseyi çoğunlukla bir kez daha giymezmiş. Annesi onu çok seviyor. Hatta kıyafetlerini, giyeceği pabuçları ve kullanacağı kokuları özel olarak Yemen'den getirtiyor. Mus’ab bin Umeyr, bir yerden geçerken oradan onun geçtiği belli olur. Çünkü o kokuyu sadece kendisi kullanır. "Mus’ab" Abdülmuttalib'in yetiminin dinine tabi olmuş ve Müslüman olmuş." Annesi bunu duyunca küplere biniyor. Mus’ab bin Umeyr eve geldiği zaman önce ikna etmeye çalışıyorlar. Dininden dönmesi için iknayla onu vazgeçirmeye çalışıyorlar. Fakat Mus’ab bin Umeyr, o zamanın parolası olan ve daha çok Bilal-i Habeşi'nin dilinden duyduğumuz "Ahad ahad" diyor. Fayda sağlamadığını görünce bu sefer annesi, o çok sevdiği oğlunu hapsediyor. Ve imanından dönmediğini görünce birilerini tutup ona işkence ettiriyor. Kırbaçlatıyor. Kan revan içinde kalıyor Mus’ab bin Umeyr. Mus’ab bin Umeyr’i karşısına alıp "Biz zengin bir aileyiz. Ya bu servetin ya da Muhammed'in dini. İkisinden birini tercih et” diyor. Mus’ab bin Umeyr, hiç tereddüt göstermeden İslam'ı tercih ettiğini, Peygamber Efendimiz'i (Sallallahu Aleyhi Vesellem) tercih ettiğini annesinin yüzüne söylüyor ve o şekilde oradan ayrılıyor.” dedi.
“Mus’ab’ın annesinin yaklaşımından uzak durmamız lazım”
Anne-babalara seslenen Şeyhmus Koç “Tabii bunu anlatırken kıymetli Müslümanlar, Mus’ab bin Umeyr’in annesi Hunas bint Malik dedik. Hepimizin içinde eminim ona karşı böyle bir antipati, böyle bir hoşnutsuzluk, böyle bir nefret oluşmuştur. Ama maalesef şöyle dönüp de bir kendimize baktığımız zaman acaba bizler de çoğu zaman Mus’ab bin Umeyr’in annesi olan Hunas bint Malik'in yaptığını yapmıyor muyuz diye kendi hayatımızı gözden geçirmemiz gerekiyor. Evlatlarımız dünya ve ahireti tercih etme noktasında bir yol ayrımına geldiklerinde acaba biz evladımıza hangisini dikte ediyoruz? Dünyalık bir iaşeyi sağlamak amacıyla ya da okuldaki bir başarısı söz konusu olduğunda bizler evlatlarımızı daha çok dünya tarafına mı sevk ediyoruz yoksa ahiret tarafına mı sevk ediyoruz diye kendimizi kontrol etmemiz gerekiyor. Bir muhasebe etmemiz gerekiyor. Çünkü maalesef toplumda özellikle Müslüman olan, bilinçli Müslüman olan insanların dahi bu konuda sınıfta kaldıklarını görüyoruz. Çocuğumuz günde bir saat ders çalışmadığı zaman baskı kuruyoruz, hoşnutsuz olduğumuzu ifade ediyoruz. Ama o çocuğun bir vakit namazı geçtiğinde aynı hassasiyeti göstermeyebiliyoruz. Mus’ab bin Umeyr’in annesinin yaklaşımından uzak durmamız lazım.” diye konuştu.
“Bir sefer giydiği elbiseyi ikinci defa giymeyen mus’ab şehit olduğunda üzerini örtecek bir kefen bulamıyorlar”
Koç, Uhud Savaşı’nda sancak taşıyıcısı olan Musab Bin Umeyr’in, sancak yere düşmesin diye son nefesine kadar mücadele ettiğini belirterek, sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Allah Azze ve Celle'nin izni ve inayetiyle Mus’ab bin Umeyr’in taşıdığı ve yere düşürmemek için her şeyini feda ederken son bir çırpınışla pazolarının arasına aldığı o sancak kıyamet gününe kadar dalgalanacaktır ve Müslümanlar için bir izzet, bir şeref sembolü olarak kalacaktır. Ve Mus’ab bin Umeyr şehit olmuş. Savaştan sonra Hanzala hariç bütün hepsinin dudakları, burunları, kulakları kesilmiş. Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Müslümanların o halini görünce gözlerinden yaşlar akıyor. Hz. Hamza'yı görüyor, Mus’ab bin Umeyr'i görüyor. Ve Mus’ab bin Umeyr getirilirken sahabe-i kiram soruyor; "Ey Allah'ın Resulü, Mus’ab bin Umeyr’in üzerinde yırtık bir elbise var, yamalı bir elbise var. Kefen olarak onun başını örtüğümüzde o elbise ile ayakları açıkta kalıyor. Ayaklarını örtüğümüzde başı açıkta kalıyor. Ne yapalım” diye sorunca Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) gözyaşları içerisinde diyor ki "Başını o elbiseyle örtün, ayaklarını da izfir otuyla kapatıp o şekilde defnedin." O bir sefer giydiği elbiseyi ikinci defa giymeyen Mus’ab bin Umeyr, şehit olduğunda üzerini örtecek bir kefen bulamıyorlar.”
Program, yapılan duanın ardından son buldu. (İLKHA)