15475,71%-0,76
43,29% 0,06
50,79% 0,09
6743,34% 1,90
10993,04% 2,81
HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanı Hüseyin İmir, Suriye’de yaşanan gelişmeler, Gazze’de devam eden saldırılar ve ABD’nin İran, Küba ile Venezuela’ya yönelik yaptırımlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Suriye’nin yeni bir inşa sürecine girdiği kritik bir dönemde sahadaki gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirten İmir, “Belirsizliklerin ve sorunların çözümünde silahların değil, diyalogun esas alınması gerektiği yönündeki çağrımızı bir kez daha yineliyoruz. 10 Mart Mutabakatı’nın heba edildiği ve akabinde yaşanan çatışmaların ciddi mağduriyetler ürettiği bir zeminde, açıklanan 4 günlük ateşkes anlaşmasının kalıcı bir huzura dönüşmesini ümit ediyor, 18 Ocak 2026 tarihinde imzalanan anlaşmanın uygulanmasını destekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“ABD’den dost olmaz”
Çatışmalı süreçte toplumsal birlikteliğe zarar veren provokasyonları kınadıklarını kaydeden İmir, yaşananlardan ders çıkarılması gerektiğine dikkat çekerek, şöyle dedi:
“ABD’den dost olmaz. Amerika, kendi emperyalist çıkarlarının dışında başka bir değer dünyasına sahip değildir. Hiçbir zaman Kürtlerin yaşadığı mazlumiyeti giderme ve onları haklarına kavuşturma gibi bir hedefi olmamıştır. ABD, bölge ülkelerinin yanlış uygulamalarından yola çıkarak Kürtlerin temel insani hak taleplerini kendi bölgesel çıkarları için bir kart olarak kullanmak istemektedir.”
“PYD, 12 bin Kürt gencini ne uğruna öldürttü?”
İmir, PYD’ye “Rakka’da petrol sahalarını korumak ve DEAŞ ile mücadele adı altında zorla silahaltına aldığı 12 bin Kürt gencini ne uğruna öldürttüğünü kamuoyuna açıklaması gerekmez mi?” sorusunu yöneltti.
“ABD’nin SDG’ye hangi gözle baktığını gözler önüne sermiştir”
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın, SDG’nin DEAŞ karşıtı rolünün büyük ölçüde sona erdiğine ilişkin sözlerini hatırlatan İmir, “ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın 'SDG’nin sahadaki başlıca DEAŞ karşıtı güç olma amacı büyük ölçüde sona ermiştir… Suriye artık, DEAŞ’ı yenmek için Küresel Koalisyon’a katılan, Batı’ya yöneldiğini ve terörle mücadelede ABD ile işbirliği yapacağını gösteren, tanınmış bir merkezi hükümete sahiptir.' ifadesi, ABD’nin SDG’ye hangi gözle baktığını gözler önüne sermiştir. Tom Barrack’ın daha önce SDG için kullandığı ifadeler bugün Suriye için de kullandığı ifadelere çok benzemektedir. Bu nedenle bölgede kalıcı barışın, güvenliğin ve istikrarın yolunun ABD ile müttefik olmakta değil, komşu ülkeler ve bölge halkları ile geliştirilecek işbirliğinden geçtiğini tekrar hatırlatıyoruz.” şeklinde konuştu.
“Kürt gençlerini Amerika’nın çıkarları için öldürten bir örgütün, Kürtlerin temsilcisi olarak görülmesi esef verici”
Kendi örgütsel çıkarları ve ideolojik dayatmaları uğruna 14-15 yaşlarındaki çocukları zorla silahaltına alan bir yapının Kürtlerin temsilcisi olamayacağını ifade eden İmir, “On bini aşkın Kürt gencini Amerika’nın çıkarları için öldürten bir örgütün, Kürtlerin temsilcisi olarak görülüp muhatap alınması esef vericidir. SDG zihniyetinin kim olduğu ve kime hizmet ettiği, on yıldır yönetimini elinde tuttuğu bölgeden kaçmak zorunda kalan ve iradelerini onlara teslim etmeyen mazlum Kürt halkının yaşadıklarından da anlaşılmaktadır.” dedi.
“Kürtleri Suriye toplumunun ayrılmaz bir bileşeni olarak tanıyan kararname önemli bir adım”
HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanı Hüseyin İmir, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara tarafından yayımlanan kararnameyle ilgili, “Kürtleri Suriye toplumunun ayrılmaz ve asli bir bileşeni olarak tanıyan kararnameyi; ülkede adalet, eşitlik ve birlikte yaşam temelinde yeni bir Suriye inşa edilmesi yolunda önemli bir siyasi ve hukuki adım olarak değerlendiriyoruz. Bu karar, uzun yıllar boyunca Kürt halkına yönelik uygulanan inkâr, asimilasyon ve dışlama politikalarının aşılması açısından tarihî bir eşik niteliğindedir. Bu nedenle Suriye’de yaşayan Kürt halkının temel haklarının gözetilmesi ve bu hakların anayasal güvenceye kavuşturulması mutlaka sağlanmalıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
“İslam’ın insanı merkeze alan yönetim anlayışı, Suriye’nin geleceğinin en güçlü teminatı olacaktır”
İmir ayrıca, “Suriye Arap Cumhuriyeti” yerine daha kapsayıcı bir ortak kimliği ifade eden “Suriye Cumhuriyeti” isminin tercih edilmesinin önemli bir adım olacağını, bu konuda hâlâ geç kalınmadığını ifade etti. İmir, son olarak, “İslam’ın insanı merkeze alan ve adalet ilkesine dayanan yönetim anlayışı, Suriye’nin geleceğinin en güçlü teminatı olacaktır.” dedi.
“Gazze’de yüz binlerce insan derme çatma çadırlarda kışı geçirmek zorunda”
Gazze’de 10 Ekim’de ilan edilen ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması başlamasına rağmen işgalci siyonist rejimin yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirten İmir, “İnsani yardım girişleri ciddi biçimde kısıtlı tutulmakta; konteynerlerin Gazze’ye girişine izin verilmemesi nedeniyle yüz binlerce insan derme çatma çadırlarda kışı geçirmek zorunda bırakılmaktadır.” dedi.
“Siyonist terör rejimi ikinci aşamanın yalnızca sembolik olacağını beyan ediyor”
Soğuk nedeniyle 30’dan fazla sivilin hayatını kaybettiğini hatırlatan İmir, “Ateşkes hükümleri açıkça ihlal edilmesine rağmen, işgal rejimi yetkililerinin hiçbir yaptırımla karşılaşmaması, bu ihlallerin sistematik bir şekilde devam etmesine yol açmaktadır. Siyonist terör rejimi yetkilileri, ikinci aşamanın yalnızca sembolik olacağını ve Gazze’den çekilmeyeceklerini açıkça beyan etmekte; bu açıklamalar ateşkesin samimiyetsizliğini gözler önüne sermektedir.” şeklinde konuştu.
“Gazze halkının en acil ve öncelikli ihtiyacı, barınabileceği konteynerlerdir”
“Gazze anlaşmasının başarıya ulaşmasının tek yolu, işgalci rejime karşı caydırıcı ve bağlayıcı bir uluslararası tepkinin ortaya konulmasından geçmektedir.” diyen İmir, şöyle devam etti:
“Ancak garantör ülkeler, gelinen aşamada Gazze’ye konteyner girişini dahi sağlayamamış, insani yardımın önündeki engelleri kaldıramamıştır. Bundan sonraki süreçte hiçbir kısıtlamaya izin verilmemeli; insani yardım başta olmak üzere Gazze halkının insani hayat şartlarına ve refaha kavuşması için gerekli tüm adımlar kararlılıkla atılmalıdır. Bugün Gazze halkının en acil ve öncelikli ihtiyacı, barınabileceği konteynerlerdir. Bu ihtiyacın karşılanması için gerekirse fiili ve caydırıcı tedbirler devreye sokulmalıdır.”
“ABD’nin yaptırımları küresel zorbalıktır”
ABD Başkanı Donald Trump’ın Küba’ya petrol ve para akışını durdurmaya yönelik açıklamaları ile İran’la ticaret yapan ülkelere ek vergi uygulanacağını duyurmasını da değerlendiren İmir, bu adımların açık bir ekonomik zorbalık ve haydutluk örneği olduğunu söyledi.
ABD’nin uluslararası hukuku hiçe sayarak ekonomik gücünü bir silah gibi kullandığını belirten İmir, “Venezuela, Küba ve İran’a yönelik bu uygulamalar yalnızca bu ülkeleri değil; egemenlik ilkesini, devletlerin eşitliğini ve uluslararası hukuk düzenini doğrudan hedef almaktadır. Tek taraflı yaptırımlar, keyfi vergi tehditleri ve ekonomik kuşatma politikaları, modern dünyanın kabul edemeyeceği bir küresel zorbalık rejimi inşa etmektedir.” dedi.
İmir, uluslararası toplumun ekonomik ambargoları bir silah olarak kullanan bu anlayışa karşı ortak ve kararlı bir duruş sergilemesi gerektiğini vurgulayarak, dünya kamuoyunu halkların iradesini ve devletlerin egemenliğini savunmaya çağırdı. (İLKHA)