Kış günleri…
Karın sessizce yağdığı, boranın yolları örttüğü, dondurucu soğukların insanı hem dıştan hem içten yokladığı günler. Böyle zamanlarda kaygan zeminde araç kullanmanın ne denli büyük tehlikeler barındırdığını, hepimiz daha yakından hissederiz.
Görev yaptığım sağlık ocağından il merkezine doğru yol alırken, son yağan karın ardından oluşan buzlanma bu hakikati bir kez daha gösterdi bana. Kaygan zeminde araç kullanırken temel bir kaide vardır: Önünüzde güvenle ilerleyen aracın izinden ayrılmamak. Tabiri caizse, yolu bilenin, yolda selametle yürümüş olanın izini takip etmek… Çünkü iz dışına çıkan, istikametten az da olsa sapan, bir anda savrulma tehlikesiyle yüz yüze gelir.
Nitekim yol kenarına savrulmuş araçları, hatta uçuruma yuvarlanmış bir kamyonu gördüğümde bu düşünce zihnimde daha da berraklaştı. Demek ki kaygan zeminde yol almak, ciddî bir dikkat ve hazırlık ister. Kış lastiği, takip mesafesi ve tedbir; bu yolculuğun vazgeçilmezleridir.
Ne var ki asıl kaygan zemin, yalnızca asfalt üzerinde değildir.
İçinde yaşadığımız ahir zaman; kıyamete doğru yaklaşılan bu devir, ahirete hazırlanmak üzere gönderilmiş biz misafirler için son derece kaygan bir zaman dilimidir. İstikametten bir anlık ayrılış, insanı farkına varmadan savurabilir. Ayağın kayması bazen bir adımla olur; fakat düşüş, uçuruma doğru olur.
Resûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu tehlikeye asırlar öncesinden dikkat çekmiş, ümmetini uyarmıştır:
“Karanlık geceler gibi birtakım fitneler ortalığı kaplamadan önce sâlih ameller işlemekte acele ediniz! Öyle zamanlar gelir ki, kişi sabah mü’min olduğu hâlde akşama kâfir olarak çıkar; akşam mü’min olduğu hâlde sabaha kâfir olarak çıkar. Dinini küçük bir dünya menfaatine satar.”
(Müslim, Îman, 186)
Evet…
İnsanın bir gün içinde savrulabildiği, inancını yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı son derece kaygan bir zeminde yaşıyoruz. Dikkat edilmediğinde şüpheler, insanı adım adım içine çekiyor. Ateizm, deizm ve benzeri fikrî savrulmaların yaygınlaşması; hatta kaderi inkâr eden sözlerin din adına dile getirilebilmesi, bu savrulmanın ne kadar derinleştiğinin acı göstergeleridir.
O hâlde ne yapmalı?
Kaygan zeminde nasıl güvenli izlerden yürüyorsak, hayat yolculuğunda da sağlam ve emin izlerin dışına çıkmamalıyız. Başta Peygamber Efendimiz (s.a.v.) olmak üzere, hak ve istikamet ehli büyük zatların açtığı yol çizgisinden ayrılmamak gerekir. Çünkü bu yolun dışı; kaygan zeminde iz dışına çıkmak gibi, insanı ebedî hayatı tehlikeye atan bir savrulmaya sürükler.
Bu yolculukta hazırlık şarttır. Nasıl ki kış lastiği aracı koruyan bir emniyet tedbiri ise, iman yolculuğunda da sağlam kaynaklar aynı vazifeyi görür. Okumak, anlamak ve bu eserler etrafında yapılan sohbetlerden istifade etmek artık bir tercih değil, bir zarurettir.
Bediüzzaman Hazretleri bu tehlikeli zamanı şu veciz ifadelerle tarif eder:
“Madem her dakikada, şimdiki tarz-ı hayat-ı içtimaiyede yüz günah insana karşı geliyor…”
(Kastamonu Lâhikası)
Evet, bir dakikada yüz günahla karşı karşıya kalınabilecek bir çağda yaşıyoruz. Böyle bir zamanda imanı muhafaza etmek, kış lastiği takmak kadar değil; ondan da elzemdir. Sağlam iman hakikatlerini ders veren eserler, şüphe fırtınalarına karşı aklı ve kalbi koruyan manevi zincirlerdir.
Tehlike büyük,
zemin fazlasıyla kaygandır.
Bu sebeple, Peygamber Efendimiz’in (asm) ahir zamana dair ikazlarını ciddiyetle ele almak; yolun dışına savrulmamak için O’nun rehberliğine sımsıkı sarılmak zorundayız. Gayemiz, bu zorlu devirde istikameti bozmadan yürüyebilen, izden ayrılmayan ahir zaman ümmeti olabilmek olmalıdır.
Çünkü bu yolda düşmek kolaydır;
istikamette kalmak ise dikkat, sabır ve emek ister.
Selametle kalın…