Mehmet Salih SEYHAN

Tarih: 23.01.2026 12:00

Bakü’den İzlenimlerim: Bir Defterin Sayfalarına Sığmayan Şehir

Facebook Twitter Linked-in

Bakü’ye ayak bastığınız an sizi ilk karşılayan şey, o meşhur rüzgarı oluyor. Şehrin kadim ismi "Bad-u Kube"nin (Rüzgarlar Şehri) hakkını verircesine esen bu rüzgar, sadece Hazar’ın tuzlu kokusunu değil, aynı zamanda yüzyılların hikayesini de yüzünüze fısıldıyor. Bakü’de gece şehir başka bir kimliğe bürünür. Elimde not defterim, Hazar’ın serin rüzgarına karşı durmuş, şehrin siluetini izlerken buldum kendimi. Karşımda, Bakü’nün modern imzası Alev Kuleleri (Flame Towers), adeta mitolojik bir ateş gibi göğü aydınlatıyordu. O an, kalemi kağıda değdirmekle, sadece bu büyüleyici manzarayı izlemek arasında gidip geldim. Çünkü Bakü, kelimelere dökülmesi zor, yaşanması gereken bir tecrübe.

Azerbaycan’ın kalbi Bakü, tezatların muazzam bir ahenkle dans ettiği nadir başkentlerden. Bir yanda UNESCO Dünya Mirası listesindeki İçerişehir (Icherisheher), daracık sokakları ve sarı taş binalarıyla sizi Orta Çağ’ın gizemine davet ederken; hemen başınızı kaldırdığınızda gökyüzünü delen Alev Kuleleri’nin (Flame Towers) fütüristik siluetiyle karşılaşıyorsunuz. Doğu’nun mistisizmi ile Batı’nın modernizminin bu denli iç içe geçtiği, ama birbirini ezmediği çok az şehir gördüm. Ancak bu ışıltılı modernizmin ve devasa yatırımların ardında, hissedilir bir "tetikte olma" hali var. Şehrin geniş bulvarlarında yürürken, her köşede karşınıza çıkan üniformalı disiplin ve halkın gözlerindeki o vakar ama endişeli ifade, size buranın bir "huzur limanı" olmaktan öte, her an her şeye hazırlıklı bir "stratejik üs" olduğunu hatırlatıyor.

Şirvanşahlar Sarayı’nın avlusunda durup Hazar’a baktığınızda, tarihin bu topraklarda ne kadar derin kökler saldığını anlıyorsunuz. Ancak Bakü, sadece geçmişiyle övünen yorgun bir şehir değil.

Tam aksine, Bakü geleceğe koşan bir atlet gibi dinamik. Dünyaca ünlü mimar Zaha Hadid’in imzasını taşıyan Haydar Aliyev Merkezi, bembeyaz ve akışkan hatlarıyla şehrin modern yüzünü temsil ediyor. Binanın o kıvrımlı yapısı, adeta Hazar Denizi’nin dalgalarına ve Azerbaycan kültürünün sonsuzluğuna bir gönderme gibi.

Bulvar’da Akşam Yürüyüşü ve Çay Kültürü

Bakü’yü yaşamanın en keyifli yollarından biri de, yerel halkın "Bulvar" dediği o uçsuz bucaksız sahil şeridinde akşam yürüyüşü yapmak. Hazar’ın kıyısında yürürken, şehrin ışıklarının suya yansımasını izlemek başlı başına bir terapi. Ve tabii ki o yürüyüşün, ince belli armudu bardaklarda içilen, yanında mutlaka vişne reçeli veya "mürabba" ikram edilen çay molasıyla taçlanması şart.

Barışın Kırılgan Sınırında

Bir gazeteci gözüyle sokağa baktığınızda, o meşhur Kafkas misafirperverliğinin altında gizli bir keder ve teyakkuz halini fark ediyorsunuz. Şehir, ne kadar modernleşirse modernleşsin, sanki her an bir savaşın eşiğindeymişçesine gergin ve disiplinli. Parklardaki neşeli kalabalıkların arasında bile, bölgedeki jeopolitik gerilimlerin gölgesi süzülüyor. Bakü, sadece yaşayan bir başkent değil; aynı zamanda sınırlarında yankılanan barut kokusunu unutmamaya çalışan, her daim uyanık duran bir nöbetçi gibi.

Elbette Bakü’yü anlatırken, o malum "kardeşlik" hissiyatına değinmemek imkansız. Ancak bu his, hamasi nutuklardan çok daha derin, çok daha insani bir yerde duruyor. Esnafın "Hoş gelmişsen" derken gözlerinin içinin gülmesi... Kendinizi hem binlerce kilometre uzakta, hem de evinizin salonunda hissettiren o eşsiz duygu. Dilimizdeki kelimelerin ortaklığı kadar, gönlümüzdeki telin de aynı frekansta titrediğini görmek paha biçilemez.

Bakü; Paris’in bulvarlarını, Dubai’nin gökdelenlerini ve İstanbul’un ruhunu kendi potasında eritip, üzerine kendine has o "Kafkas" asaletini eklemiş bir şehir. Bakü, sadece bir turizm destinasyonu değil. Burası, bir yanıyla Paris’in zarafetini taşırken, diğer yanıyla bir kışlanın disiplinine sahip. Işıklar içindeki bu şehir, size güven verirken aynı zamanda her an tetikte olmanız gerektiğini hatırlatan o tuhaf ve sarsıcı ruh haline sahip. Belki de Bakü’yü asıl "Ateşler Ülkesi" yapan şey binaları değil, halkının bu zor coğrafyada her an patlamaya hazır bir volkanın üzerinde yürüme kararlılığıdır.
 

Eğer yolunuz hala Hazar’ın bu incisine düşmediyse, kendinize bir iyilik yapın ve rotanızı Doğu’ya çevirin. Rüzgarın size anlatacakları var.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —