Nurcan Damlayıcı

Tarih: 01.02.2026 14:55

Kalbe Dokunan Mucize

Facebook Twitter Linked-in

Hayat bazen insanı en dibe sürükler. Öyle bir dip ki, karanlığın bile yorulduğu, seslerin yankılanmadığı, nefes almanın bile bir yük gibi hissedildiği bir yer… İnsan orada her şeyin bittiğini sanır. Kurtulamayacağını düşünür. Kendini kaybettiğine, hatta içinde yıllarca sakladığı o küçük çocuğun da sustuğuna, öldüğüne inanır. Hayatın hep aynı döngülerde, aynı acıların etrafında döneceğini, mutluluğun ise kendisine hiç uğramayacak bir misafir olduğunu zanneder.
 

Oysa en dip, çoğu zaman insanın en büyük öğretmenidir.
Bilir misiniz, dibe vuran bir daha düşemez. Daha aşağısı yoktur. İşte bu yüzden yukarı tırmanmak bazen bir tercih değil, bir zarurettir. En dibi boylayanlar neden yeniden ayağa kalkar, bilir misiniz? Çünkü artık kaybedecek bir şey kalmadığını görürler. Çünkü insan, en çok düştüğünde yükselmenin ne demek olduğunu öğrenir. Ve yükselirken, onu oraya iten acılara bile bir gün teşekkür etmeyi başarır. Çünkü kırıldığınız yerden doğan benlik, eskisinden daha sağlam, daha derin ve daha gerçektir.
İnsan bazen yaşarken tükenir. Aynı yaraya defalarca dokunmuş, aynı hayal kırıklığından tekrar tekrar geçmiş, inandığı yerlerden yorulmuş olur. İçinde taşıdığı inanç, kırılmaktan korkan ince bir cam parçasına dönüşür. Ve tam o noktada, yeniden doğuşun mümkün olup olmadığını sorgular. Çünkü küllerinden doğmak, yalnızca yanmayı değil; tamamen kül olmayı da gerektirir.
Ama hayatın en sessiz mucizesi şudur: Umudun bittiğini sandığın yerde, çoğu zaman hayat sana yeni bir kapı aralar.
 

Bir an gelir… Onca karanlığın içinde bir çift göz parıldar. Öyle bir bakıştır ki bu; sana yalnızca yaşamayı hatırlatmaz, yaşamayı sevdirir. “Yaşa” der gibi bakar… Ama yalnız başına değil. “Benimle yaşa” der gibi… O an bir el uzanır sana. Ellerini sıkıca tutar. Sadece parmaklarını değil, yüreğini de kavrar. Ve sen fark etmeden, çoktan birbirine bağlanmıştır kalpler.
İşte o anda, kaybettiğini sandığın o çocuk, içinde sessizce mezarından kalkar. Kuruduğunu düşündüğün yerlerde yeşil filizler belirir. Sen yeniden nefes almayı öğrenirken, o çocuk yeniden gülmeyi öğrenir. Çünkü bazen insanı yaşatan, yalnızca hayatın kendisi değil; bir kalbin içinde bulduğu evdir.
Bir kalp, insana yuva olabilir. Öyle bir yuva ki, içinde korkularını saklarsın, umutlarını büyütürsün, içindeki çocuğu korursun. Ve bilirsin… Her şeyini yalnızca o kalbin sahibine emanet edebilirsin. Çünkü zarar vermeden seveceğini bilirsin. Çünkü bazı insanlar, hayatı anlatmaz; hayatı yaşatır.
Ve insan bazen şöyle der içinden:
“Beni yaşamdan uzaklaştırmak için savaşanlara inat, beni yaşatanla beraber yaşıyorum.”
İşte o cümle, bir insanın yeniden doğduğu andır.
İnsan çoğu zaman bir kez küllerinden doğar. Çünkü o doğuş, yalnızca yeniden başlamak değildir; yaşamı tüm acılarıyla kabul etmektir. Yaşamı o kadar çok seviyordur ki… Ya da yaşamaya o kadar mecburdur ki… Bir anka kuşu gibi, küllerinin içinden yeniden var olur. Ve anlar ki; hayat, yakarak yok etmez insanı, bazen yakarak arındırır.
Bir gün, yaşamı sevdiren bir dala tutunur insan. Belki tam zamanında, belki geç… Ama mutlaka varır o ağaca. Gölgesinde dinlenir. Orası evi olur. Yıllarca kendini sokakta hissetmiş biri, ilk kez bir yere ait olmanın huzurunu öğrenir.
 

Çünkü bazı insanlar bu dünyaya sığamadığını hissederek büyür. Herkes ait olmuş gibi gelir, herkes yerini bulmuş gibidir; ama o, hep eksik ya da fazla hisseder. Kalabalıkların içinde bile yalnızdır. Kendini, binlerce lalenin arasında açmış dikenli bir gül gibi görür. Sevilmeye layık olmadığını düşünür.
Oysa bir gün fark eder… O bahçedeki en özel hikâye aslında kendisinindir. Ve bazen bir başkası da fark eder bunu. Onu dikenleriyle sever. Çünkü gerçek sevgi, değiştirmeye çalışmak değildir. Sevgi; yaralarıyla, geçmişiyle, korkularıyla, hayalleriyle, yani tüm benliğiyle birini kabul etmektir.
 

Hayat sandığımızdan çok daha geniştir. Henüz oturmadığımız masalar vardır bu dünyada. Bizim için ayrılmış sandalyeler… Adımızı bile bilmeyen şehirlerde, izlerimizi bekleyen sokaklar… Henüz alkışlamamış kalabalıklar… Henüz tanışmadığımız insanlar… Ve belki de henüz duymadığımız en güzel “hoş geldin”ler…
Bazen insan, hikâyesinin tam ortasında olduğunu fark edemez. Çünkü bütün ışıklar sönmüş gibi gelir. Oysa bazen yapılması gereken tek şey, karanlıkta parıldayan kendi yıldızlarını seçmektir.
Unutmayın… Siz bitti dediğiniz yerde, hayat bir taşın içinden bile filizlenebilir. Çünkü umut, bazen toprağa değil; en sert kayalara kök salar.
Yanlış insanlar yüzünden, hayatın size sunacağı doğru güzelliklere küsmeyin. Keşkelerin peşinden sürüklenmek yerine, iyikilerin izini sürün. Geçmişin hatalarıyla değil, geleceğin hikâyesinde sizinle başrolü paylaşacak insanlarla yürüyün. Ve o eller bulunduğunda, sıkı sıkı tutun. Kaybetmemek için değil yalnızca… Birlikte çoğalabilmek için.
Hayatın kalabalığında, sönük yıldızların arasında, size gerçekten yaşamı vaat eden gözler vardır. O gözlerin sahibini kalbinizde taşımak, bazen en büyük mucizedir. Çünkü insan, gerçek anlamda evini bulduğunda anlar: Ev bir yer değil, bir histir. Bir insandır. Bir nefesin içinde saklı huzurdur.
Ve insan evini bulduğunda, orada yalnız yaşamaz… Orayı da yaşatır. Renklerini verir. Umuduyla süsler. Kendini var edenle, nefesini anlamlandıranla bir ömür yürümeyi öğrenir.
 

Belki de kalbin en büyük mucizesi budur:
En çok kırıldığı yerden yeniden sevebilmesi…
En çok karanlık gördüğü yerde ışık yakabilmesi…
Ve tüm yorgunluğuna rağmen, hâlâ yaşamayı seçebilmesi…
Çünkü hayat, bazen mucizeleri sessizce getirir. Ve o mucize çoğu zaman bir kalpte başlar, başka bir kalpte sonsuza kadar yaşar.
Ve belki de hayatın en büyük sırrı şudur: İnsan, gerçekten sevildiği yerde yeniden yazılır. Yaraları kapanmaz belki, ama anlam kazanır. Kırık parçalar yok olmaz, ama bir araya gelince eşsiz bir bütün oluşturur. Çünkü kalp, doğru kalbe değdiğinde yalnızca atmaz; var eder, büyütür, iyileştirir ve insana en karanlık gecede bile sabahın mutlaka doğacağını fısıldar.
Bazen insan, doğru kalpte yalnızca sevilmez; ilk kez gerçekten eve dönmüş gibi hisseder ve asıl hayat tamda bu noktada başlar 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —