Artan mallar, eksilen ömürler…
Büyük İslam âlimi İmam Gazali ne güzel söylemiş:
“Her gün ömürleri azalmasına rağmen malları arttığından dolayı sevinen ahmaklar gibi olma.”
Aslında bu söz, modern dünyanın tam ortasına bırakılmış bir ayna gibi…
Bakıyoruz ama çoğu zaman kendimizi görmek istemiyoruz.
Bugün insanlık hiç olmadığı kadar hızlı yaşıyor. Daha çok kazanmak, daha çok sahip olmak, daha çok tüketmek… Sanki hayatın anlamı biriktirmek olmuş. Evler büyüdü, arabalar yenilendi, hesaplar kabardı… Ama kalpler?
Kalpler daraldı.
Oysa Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de açıkça uyarıyor:
“Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve mal ile evlat çoğaltma yarışından ibarettir.” (Hadid, 20)
Bu ayet, aslında içinde yaşadığımız çağın özetidir. Sosyal medyada gösterilen hayatlar, bitmeyen yarışlar, daha fazlasını isteme arzusu… Hepsi bir “oyalanma” değil mi?
İnsan, kendini o kadar kaptırıyor ki…
Takvim yaprakları düşerken fark etmiyor.
Saçlarına düşen akları görmezden geliyor.
Ve bir gün aynaya baktığında şunu fark ediyor:
Ömür gitmiş, ama doyum gelmemiş.
Peygamber Efendimiz Muhammed (s.a.v.) bu gerçeği şöyle ifade ediyor:
“Âdemoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, bir vadi daha ister.” (Buhari, Müslim)
İşte insanın bitmeyen arzusu…
Doymak bilmeyen nefis…
Ve bu yüzden huzuru hep bir adım ötede arayan bir kalp…
Oysa mesele çok basit aslında:
İnsan bu dünyaya biriktirmek için değil, imtihan edilmek için gönderildi.
Mal da bir imtihan, yokluk da…
Ama en zor imtihan, çoğu zaman varlıkla olanıdır.
Bugün çevremize baktığımızda şunu net bir şekilde görüyoruz:
İnsanlar hayatı yaşıyor gibi yapıyor ama aslında hayat onları tüketiyor.
Biriktirdikçe mutlu olacağını sanıyor ama her şey arttıkça huzur azalıyor.
Çünkü huzur, eşyalarda değil; anlamda saklıdır.
Kalp dolmadıkça, kasa dolsa ne olur?
İmam Gazali’nin o sözü işte tam burada yeniden yankılanıyor:
“Ömür azalırken, malın artmasına sevinmek…”
Bu ne büyük bir aldanıştır…
Belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Biz gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa sadece oyalanıyor muyuz?
Bu dünya bir duraktır, bir varış noktası değil.
Ve en acı gerçek şudur:
İnsan en çok, “daha çok vaktim var” sandığı anda kaybeder.
Oyalanma dünyasına hoş geldiniz…
Ama unutmayın, burası kalıcı değil.